Batı Fransa

1.BÖLÜM

Medieval-themed live show with Viking ship, knights, burning castle, and audience

BATI FRANSA’NIN  EN GÜZEL ŞEHRİ NANTES VE DÜNYANIN EN GÜZEL TEMA PARKI PUY DU FOU

Paris’ten Nantes’a giden trenler “Gare du Montparnasse” Montparnasse Tren İstasyonu’ndan kalkıyor ve yolculuk yaklaşık iki, iki buçuk saat, aktarmalı sefer olursa üç saate kadar sürüyor. Yolculuk süresindeki bu değişiklik, seçtiğiniz tren türünün farklılığından kaynaklanıyor. Fransız Ulusal Demiryolu Şirketi olan SNCF, iki tür demiryolu hizmetine sahip. TGV INOUI, premium konfor, yemek vagonları ve esneklik sunarken, daha ucuz olan OUIGO, sadece 2. sınıf biletler, limitli bagaj hakkı ve isteğe bağlı ek hizmetler sunuyor. Paris’in en büyük tren istasyonlarından biri olan “Gare du Montparnasse”, herhangi bir tarih, demiryolunun altın çağına ait yükselen demir ya da taş yapılara sahip değil. Günümüzdeki Montparnasse İstasyonu, yerini aldığı eski istasyondan birkaç yüz metre uzakta bulunuyor ve eski istasyonun yerinde ise şimdi “Tour Montparnasse” yer alıyor. İstasyona ait tek enteresan hikâye, 1895’te bir lokomotifin, binanın 1,25 metre kalınlığındaki duvarını yıkarak istasyondan dışarı fırlaması. Kaza sonucunda, lokomotifin ön kısmı aşağıdaki kaldırıma saplanır ve enkaz kaldırıma saçılır. Arka kısmı ise istasyon duvarına yaslanarak, hâlâ bağlı olduğu yük vagonu tarafından yerinde tutulan tenderi duvara sıkıştırır. Kazada, bir süreliğine kocasının yerine gazete standına bakan bir kadın hayatını kaybeder. Montparnasse’in sokakları bundan çok daha güzel hikayelerle dolu. Sanatsal tarihi, kafeleri ve muhteşem şehir manzaralarıyla öne çıkan bu hareketli semtte konaklamanın avantajları arasında, daha önce “Paris” yazımda detaylı olarak bahsettiğim “Cimetière de Montparnasse” (Montparnasse Mezarlığı), “Catacombes de Paris” (Paris Yer Altı Mezarları), panoramik gözlem terasıyla “Tour Montparnasse”  (Montparnasse Kulesi), “Fondation Cartier” (Çağdaş Sanat Müzesi ) ve tarihi 1927’ye dayanan, 1988’den beri de tarihi bir anıt olarak tescilli, masa başında servis ritüeli ile keyifli anlar yaşatan ünlü “La Coupole” Restoran bulunuyor. Bu arada, “Tour Montparnasse” 2026 Mart sonu itibarıyla, kapsamlı ve çok yıllık bir yenileme sebebiyle kapalı. Sabah tren istasyonuna gitmekte kolaylık olması için, biz Nantes’a yolculuktan önceki gece, Montparnasse Tren İstasyonu’na yakın bir otelde konakladık. Ertesi gün zinde olmak için de günü Montparnasse’de geçirdik ve hafif tempolu bu gün bize çok iyi geldi.

Otel: Hôtel de Paris Montparnasse http://www.hotel-montparnasse.fr/ Gayet konforlu, temiz ve personeli son derece profesyonel bir otel. Sabah karşısındaki Montparnasse Tren İstasyonu’na 2 dakikada yürüdük.

Restoran: Le Petit Sommelier https://www.lepetitsommelier-paris.fr/ Otelin yanında diye tercih etmedik ama böyle bir restoranın bu kadar yakınımızda olması büyük bir şanstı. Enfes bir menü, 500 çeşit şarap… “Boeuf Bourguignen” ve “Os à Moelle Gratiné” (Kemik İliği Grateni) muhteşemdi.

Cadde Havası: “Rue De La Gaite”de bir yürüyüş yapıp, canlı “Parizyen” havaya uyum sürecinin ardından, “De Gaîté de cœur “un kaldırımdaki masalarından birinde oturup bir kadeh şarap eşliğinde muhteşem şarküteri ürünlerini tatmalı. Tarihi Anıt olarak listenen “Théâtre de la Gaîté” de bu tarihi çok eskilere uzanan caddede bulunuyor. Hatta “De Gaîté de cœur “un tam karşısında…

Alışveriş: “Les Ateliers Gaîté” alışveriş merkezi otelden birkaç dakikalık yürüyüş mesafesinde. Ünlü “Truffaut” bahçe ürünleri zincir mağazalarından biri burada yer alıyor. Bahçe dekoru meraklılarının ve patili çocuk sahiplerinin kaçırmaması gereken iki katlı mağazayı gezmek bile keyifli. AVM’nin içinde ayrıca giyim, ev aksesuar, oyuncak, sağlık, spor malzemeleri mağazaları, kitapçı ve kırtasiye de var.

Görmeli: “Cimetière du Montparnasse” (Montparnasse Mezarlığı) otele çok yakın bir mesafede. Sanat eseri niteliğindeki mezar taşları, çok ünlü isimlerın mezarları ve derin anlam yüklü heykelleri ile unutamayacağınız bir tecrübe olur. (bkz.Paris yazım)

Blue electric passenger train labeled 'TO NANTES' moving on railway tracks with silhouettes of passengers visible through windows

Paris’ten Nantes’a yaptığınız tren yolculuğu esnasında şehirden çıktıktan sonra, TGV InOui’nin geniş pencerelerinden akan manzara, ufka doğru yayılan tepeler, yemyeşil tarlalar ve tarım arazileri ile film gibi bir manzara sunuyor. Tren Fransa’nın batısına doğru yol alırken, Loire Vadisi’nin ormanlık alanları ve küçük köyleri de dahil muhteşem bir kırsal manzara görürsünüz. Çift katlı bir trenden bilet alacaksanız, daha iyi panoramik manzaralar için üst kat önerimdir. Özellikle sabah ve öğleden sonra ışıklarında görüntü mükemmel oluyor. Montparnasse Tren İstasyonu’ndan kalkışlara ek olarak, eğer Paris Charles de Gaulle Havaalanı’na indikten sonra hemen Nantes’e geçmek isterseniz, oradan da direk tren bağlantısı var. Nantes’a vardığınızda istasyonun çok merkezi bir konumda olduğunu fark edeceksiniz. Bu da istasyondan şehirdeki her yere kolay bir ulaşım sağlıyor. İstasyonun tam karşısında “Jardin des Plantes” (Botanic Bahçesi) müthiş bir doğal güzellik sunuyor. Nantes’da araç kiralamak isterseniz, istasyonun kuzey çıkışından ulaşabileceğiniz hemen arkasındaki sokaklarda, aracınızı alabileceğiniz çeşitli alternatif araç kiralama şirketleri var. Biz ertesi gün Puy du Fou’ye gideceğimiz için daha önceden kiraladığımız aracımızı almak üzere, trenden iner inmez ilk olarak bu şirketlerden birine gittik ve sadece birkaç dakikalık yürüyüş mesafesindeydi.

Loire Nehri kıyısında, Atlantik Okyanusu’na yakın, Bretonya Düklerinin şehri olan Nantes, her açıdan canlılığını koruyor. Şehrin çağdaş ve tarihi kültürel mirasını ve her yerde mevcut olan doğal güzelliğini bisiklet turlarıyla, yürüyüşlerle veya nehir boyunca keşfedebilirsiniz. Şehrin “Batı’nın Venediği” lakabını kazanmasının sebebi, bir zamanlar çok sayıda nehir ve kanalla çevrili olmasından kaynaklanıyor. 1900’lerin başında, Loire ve Erdre nehirlerinin kolları şehirde sulak bir manzara oluşturuyormuş. Ancak zamanla modern kentleşme ve trafiği karşılamak için çoğu doldurulmuş. Şehrin tarihi kalbi olan Bouffay Semti, Saint Pierre ve Saint Paul Katedrali ile Bretonya Dükleri Şatosu’nu (Château des Ducs de Bretagne) çevreleyen güzel yaya sokaklarıyla dikkat çekiyor. Bu sokaklarda hala açıkça görülebilen Orta Çağ evlerinin ahşap çerçeveli cepheleri sıralanıyor. Fransa Kralları II. Francis’ten beri kralların zarif Gotik konutu olan “Château des Ducs de Bretagne”, Nantes’ın simgesi olarak kabul ediliyor. Bu anıtın ev sahipliği yaptığı Nantes Tarih Müzesi, sahne tasarımlarıyla tüm ziyaretçileri büyülemekle kalmayıp, Nantes halkının kaderi ve bölgenin önemli endüstrilerinin tarihini ortaya koyarak, Nantes’ın kimliğini kavramanın da harika bir yolunu sunuyor. Şatonun etrafındaki kalenin surlarını çevreleyen hendek ve bu hendeğin üzerindeki köprüden geçerek kalenin silindirik burçları arasında yer alan kapıya doğru ilerlediğimde, kendimi Orta Çağ döneminde bir kalenin zapt edilmesi çatışmalarını sahneleyen bir filmin platosunda gibi hissettim.

“Anne de Bretagne” (Bretonyalı Anne)

Köprünün hemen solunda, küçük bir meydandaki ağacın altında, “Anne de Bretagne” (Bretonyalı Anne) heykeli yer alıyor. Heykel, 15. Yüzyılın sonları ve 16. Yüzyılın başlarında yaşamış, sadece Bretonya’da değil, evliliği yoluyla asıl düklüğünün Fransa’ya ilhakını kolaylaştırarak Fransa’da da önemli bir rol oynamış tarihi bir figür olan Bretonyalı Anne’i tasvir etmekte. Diğer unvanlarının yanı sıra Bretonya Düşesi ve iki kez Fransa Kraliçesi olmuş. İlk kocası VIII. Charles 1498’de ölünce Anne, Bretonya üzerindeki otoritesini yeniden kazanır. 1 yıl sonra, önceki evlilik sözleşmesine uygun olarak yeni Kral XII. Louis ile evlenir ve tekrar Fransa Kraliçesidir. Heykel, hareket halindeymiş gibi bakışları şatoya yönelmiş, kaidesiz olarak doğrudan yere basıyor; bu da onun görüyormuş izlenimini güçlendiriyor.

Saint Pierre ve Saint Paul Katedrali ise hem yüksekliği hem de 450 yılı aşkın süren yapım süresiyle (1434’ten 19. Yüzyılın sonuna kadar) oldukça etkileyici. Fransa’daki son Gotik katedrallerden biri olan bu yapı, son Bretonya Dükü II. François’nın mezarı, etkileyici bir Doğuş freski ve iki yeraltı mahzeni de dahil olmak üzere birçok dikkat çekici esere ev sahipliği yapmakta. Saint Pierre Kapısı’ndan (Portre Saint Pierre) geçerken eski surlarla çevrili şehrin düzenini hayal edebilirsiniz. Alt kısmı 15. Yüzyıla tarihlenen kapı, 3. Yüzyıl Galya-Roma dönemine ait temeller üzerine oturuyor ve farklı dönemlerden kalıntılar da içeriyor. 16. Yüzyılda dönemin piskoposu tarafından üzerine bir ev inşa ettirilmiş olmasına rağmen daha sonra bu evin bir kısmı yıkılmış. Kapıdan geçtikten sonra Louis XVI heykeliyle süslenmiş “Place du Maréchal-Foch” (Maréchal-Foch Meydanı) ve çevreleyen taş binalar karşınıza çıkıyor. Ama her şeyden önce burası günümüz Nantes yaşam tarzını yakından tanıyabileceğiniz bir bölge; çünkü Bouffay turistik bir bölge olsa da aynı zamanda sakinlerinin de başlıca yaşam alanlarından biri. Gündüzleri birçok dükkan, kafe ve restoranıyla, geceleri ise barları ve eğlence mekanlarıyla hareketli bir bölge. Saint Pierre Meydanı’nda katedrali karşınıza alıp sağ tarafınızdaki yola girer, hemen ilk soldaki Saint Laurent çıkmaz sokağına (Imp.Saint Laurent) dönerseniz, sokağın bitimine yakın, saklı gibi duran büyüleyici bir bahçe görürsünüz. İçeriye doğru ilerlediğinizde bahçenin bir köşesine yerleşmiş Gotik tarzda, tüf ve granitten yapılmış olan La Psallette görünür. On beşinci yüzyılın sonlarında inşa edilen bina aslen Mée bölgesinin baş diyakozunun ikametgâhıymış fakat daha sonra, Latince kökü “Dini ayinleri söylemek” anlamına dayanan adıyla, varlığını ayin okulu olarak devam ettirmiş.

DAHA ÇOK TARİHÎ MİMARİ

Woman in white dress with camera standing in front of Milan Cathedral

“La Basilique Saint-Nicolas” (Aziz Nicolas Bazilikası)
100 metrelik kulesiyle 19. yüzyılın Neo-Gotik bir mücevheri niteliğinde… Renkli vitrayları, ve neo-klasik orguyla oldukça etkileyici.

Remove the column from fountain

“Fontaine de la Loire” (Loire Çeşmesi), “Place Royal” de (Kraliyet Meydanı) yer alıyor. 19. yüzyılın ekonomik ve kentsel gelişimini yansıtan çeşmenin merkezindeki kadın figürü şehri temsil ederken, etrafı Loire Nehri ve kolları ile dönemin endüstriyel temellerini temsil eden bronz alegorilerle çevrili.

“Muséum d’Histoire Naturelle‎⁨” (Doğa Tarihi Müzesi)⁩ önemli bir bilimsel mirasa sahip ve bu sayede Fransa’nın en önde gelen müzeleri arasında yer alıyor. Koleksiyonları, genel zooloji, bölgesel fauna, mineraloji, jeoloji, tarihi ve çağdaş belgeseller gibi doğa tarihinin tüm alanlarını kapsıyor. 1810 yılında kurulan ve 1875’ten beri “Place de la Monnaie” de bulunan müze bir dönüşüm geçiriyor. Dönüşümün 2029 yılında tamamlanması bekleniyor. Ön cephede yer alan doğa ve kuşlar temalı vitrayların canlılığı göz alıcı.

İtiraf etmeliyim ki benim için Nantes’ın en önemli tarihi karakteri Jules Verne’dir. Sınır tanımayan çocukluk hayallerimin temelindeki cesaretim, onun gibi hayal kurmakta sınır tanımayan yazarların, ki çocukluğumda en başında Jules Verne gelirdi, bir zamanlardaki varlığından aldığım yalnız olmadığım hissine sığınırdı. Jules Verne, 8 Şubat 1828’de Nantes’ın kalbindeki Feydeau Adası’nda bir evde doğmuş. (O zamanlar Loire’ın iki kolu arasında sıkışmış bir adaymış.) Hayatının ilk on dört yılını, bu eve çok yakın bir konumda Jean Bart Rıhtımı, 2 numarada geçirmiş. Bina, Loire ve Erdre nehirlerinin birleştiği noktaya bakmaktaymış. Yürümeyi seviyorsanız, buradan yarım saatlik bir yürüyüşün sonunda Jules Verne Müzesi’ne ulaşırsınız. Yürüyüşün yarısından fazlası, nehir boyunca yapılıyor, bu sebeple güzel bir tercih olabilir. Jules Verne Müzesi sizi yazarın hayatına ve dünyasına götürüyor. Vizyoner Jules Verne’in çok sevdiği iki tema olan deniz ve uzaya adanmış odaları keşfediyorsunuz. Müze, yazarın el yazmaları ve en ünlü eserlerinin ilk baskıları gibi yazara ait çok sayıda nesneye ev sahipliği yapıyor. Ziyaretinizin sonunda, özellikle ilkbaharda, Loire Nehri’nin ve Nantes adasının panoramik manzarasını sunan müze bahçesinde mutlaka biraz vakit geçirin. Müzeden çıkışta yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde olan “Anne de Bretagne” köprüsünden karşıya, Nantes Adası’na geçer, biraz daha yürümeye devam ederseniz hemen sağınızda “Les Machines de l’île” (Adanın Makineleri) parkını görürsünüz. Burada Jules Verne’in hayali dünyalarını, Leonardo da Vinci’nin mekanik evrenini ve Nantes’ın endüstriyel tarihini harmanlayan, benzeri görülmemiş bir sanat projesi yer alıyor. Eski tersanelerin endüstriyel depolarına kurulmuş olan bu parkta tasarımcılar, hayal güçlerini ağaç tepelerinden savanaya ya da okyanus derinliklerine kadar serbest bırakarak, atölyenin sınırlarından kurtulup canlı makinelerden oluşan bir canavar topluluğu yaratmışlar. Bir dizi makinadan oluşan bu hayvanat bahçesi, her makinanın beş ila on dakika mini bir gösteri sunduğu bir performans alanı gibi. Parkın en meşhuru olan devasa fil yürüyüşe çıktığında, adeta hareket halindeki bir mimari eser gibi çelik binadan ayrılıyor ve yolcuları inanılmaz bir yolculuğa çıkıyor.

ANTİKA MERAKLILARINA

“Le Comptoir Nantais” 3 Pl. de la Monnaie, 44000 Nantes, FransaTel:+33240346242

Grandfather clock with 'Tempus Fugit' label, blue porcelain vase, and framed sunset landscape painting titled 'Sunset at Eldritch Creek'

“Le Bonheur du Jour” 4 Pl. de la Monnaie, 44000 Nantes-Fransa Tel:+33240344437 https://lebonheurdujournantes.fr/

Shelf in a curiosity shop with antique figurines, an oil lamp, and books about mysteries and folklore

“Le passé recomposé” 1 Pl. de la Monnaie, 44000 Nantes-Fransa Tel:+33650127728 http://xn--lepassrecompos-gkbi.fr/

Antikacılara gitmeden önce açık olup olmadıklarını kontrol etmeniz iyi olur, bazıları randevu ile açılıyor .

ALIŞVERİŞ SEVENLERİN DİKKATİNE

“Les Puces de Sainte-Croix” olarak bilinen bit pazarı “Église Sainte-Croix” (Kutsal Haç Kilisesi) önündeki meydanda kuruluyor. Kitapçılar, antikacılar, plakçılar, çocuk kitapları ve çizgi romanlar bulabileceğiniz pazar, Salı’dan Cumartesi’ye, genellikle 12:00 – 19:00 arası orada. 12. Yüzyılda kurulan Marmoutier Manastırı’na bağlı olan kilise 1660’lardan itibaren yeniden inşa edilmiş ve cephesi 1860’ta eski Bouffay Kalesi’nin çan kulesiyle taçlandırılmış.

“Galeries Lafayette” Galeri Lafayette’in ve Nantes’ın birbirine yakından bağlı olan tarihi ve mimarisi, Nantes merkezli sanatçı Docteur Paper tarafından mağaza geneline öyle güzel yansıtılmış ki adeta görsel bir yolculuk ortaya çıkmış. Sanatçı, merkezi yürüyen merdivenin etrafında, mağazanın mimari mirası ve Nantes’ın sembolik anıtlarından ilham alan kentsel panoramayı içeren bir enstalasyon olan “Lafayetteville”i (Lafayette Köyü) sunuyor.Görsellerin devamlılığı çok eğlenceli.

“Passage Pommeraye” (Pommeraye Pasajı) Avrupa’nın en güzel pasajlarından biri… 1840’larda inşa edilmiş iki katlı pasajda giyim, aksesuar, çiçek, yiyecek gibi çeşitliliğe sahip yaklaşık 30 dükkan ve pasajın kurucu ortaklarından olan Charles Guilloux’un restoranı var.

Increase image height proportionally

KARIN DOYURMAKTAN ÖTE

Restore pedestal under the man

“Place du Bouffay” daki (Bouffay Meydanı) bir kafe ya da restoranda, güneşli bir günde oturup lezzetli bir mola vermek ve Philippe Ramette’in, meydandaki, “Éloge du Pas de Côté” (Bir Adım Geri Atmanın Övgüsü) adlı eseri üzerine düşüncelere dalmak ne keyif… Banksy’nin bu yıl (2026) Londra Waterloo’ya yerleştirilen heykelini gördüğümde bana ilk anımsattığı bu heykeldi.

“La Cigale” sabahın erken saatlerinden gece yarısına kadar açık ve bir asırdan fazla bir süredir de Nantes’da varlığını sürdüren bir restoran. Büyüsü, yaldızlı 19. yüzyıl dekorundan kaynaklanıyor olabilir. Anlamı “Ağustos Böceği” olan adına yakışır zarif bir seramik ağustos böceği panosunu restoranın içinde görebilirsiniz. Her zaman sanatçıların gözde mekanı olmuş. Sürrealistlerin çok sevdiği restoranın müdavimi olan çok ünlü isim var. Jacques Demy, 1961’de Lola filminin bazı sahnelerini burada çekmiş. La Cigale, eve götürmekten keyif alacağınız hediyelik eşyalar da sunuyor.

“Viandas”, Nantes’da “Rue de la Barillerie” üzerinde bulunuyor. Peynir ve şarküteri ürünlerinin doğrudan üreticisi olan markanın, İspanya, Fransa ve İngiltere’de stratejik konumlarda 25’ten fazla şubesi var. Olağanüstü bir kalite standardıyla sundukları gurme ürünlerinin yanı sıra güzel bir şarap seçkileri de var. Tercihinize göre yaptıracağınız nefis bir sandviç ve bir kadeh şarapla damak hafızanıza muhteşem bir lezzet ilave edebilirsiniz. Viandas, yıldızlı ürünleri olan sandviçleriyle İspanya’nın “Dehesa Salamanca” bölgesinde gurme gıda sektöründe öncü bir marka niteliğinde.

PUY DU FOU’DEYİZ

Birinci Milenyumdan kalma, sazdan yapılmış bir Viking Köyü olan “Saint Philbert le Vieil” (Yaşlı Aziz Philbert) Köyü’ndeyiz. Puy du Fou’de doğanın içinde yer alan 4 köyünden biri olan bu köyün huzurlu atmosferine kendimizi bırakıp, farklı kulübeler arasında dolaştık ve o dönemin köylülerinin günlük yaşamını keşfettik.

Nantes’ın her yaştan ziyaretçiye sunduğu eğlence merkezleri bu kadarla da kalmıyor. Kuzey doğusunda, arabayla 1 saatlik bir sürüş mesafesi uzaklıkta, “Dünyanın En İyi Tema Parkı” ödülünü kazanmış olan “Puy du Fou” bulunuyor. Bir eğlence ve tema parkı olan Puy du Fou, dünyada türünün tek örneği olarak kabul ediliyor. Vendée bölgesinde, yüzyıllardır var olan 100 hektarlık yemyeşil kadim bir ormanın kalbinde yer alan Puy du Fou, zamanda muhteşem bir yolculuk yaşamanızı sağlayan, eşi benzeri olmayan bir park. Burada, olağanüstü maceralar yaratmak için tarihten ve efsanelerden ilham alınmış. Puy du Fou’yu ziyaret etmek, adeta Roma İmparatorluğu’ndan, Birinci Dünya Savaşı’na kadar, yüzyıllar arasında bir gezinti yapmak gibi. Yaşınız ne olursa olsun, 20 muhteşem gösterisi, tarihi köyleri ve hayvanları sevebileceğiniz doğal alanları ile sizi büyüleyecek olan park, hayallerinizin ötesine geçecek nitelikte sahneler sunuyor.

Puy du Fou girişine en yakın köy meydanında ziyaretçileri “Les Automates Musiciens” (Müzikal Otomatlar) karşılıyor. Günde birkaç kez, pencerelerden çıkıp akılda kalıcı melodiler çalan otomatlar eğlenceli bir müzik gösterisi sunuyor.

İzlediğimiz gösteriler içinde bizi en çok etkileyenlerden biri, ikinci kez izlememe rağmen beni en çok etkileyen, “Le Bal des Oiseaux Fantômes” (Hayalet Kuşlar Balosu) gösterisinde, uzaktan görmek bile büyük bir şans olan kartallar, şahinler, akbabalar, baykuşlar ve düzinelerce yırtıcı kuş, kanatlarının tüyleri başımıza değecek kadar yakın üzerimizden uçarken muhteşem bir hayal dünyasını yaşatıyor. Gökyüzünde uçarken gördüğüm bazı kuşların yakından büyüklüğü ve ihtişamı karşısında adeta büyülendim. Diğer unutamadığımız gösteri “Le Signe du Triomphe” (Zafer’in İşareti), Antik Roma’dan ilham alan bir gösteri… Bu gösteride, gladyatör dövüşleri ve at arabası yarışlarının ardından, finalde sizi nefes kesici bir sürpriz bekliyor.

Hafızalarımızdan silinmeyen diğer bir gösteri ise “Les Vikings” (Vikingler)… Aslında sakin bir köy düğünü gibi başlayan gösteride, Vikingler aniden köye saldırınca, ortalık birden savaş alanına dönüyor ve devasa alevlerin ortasında korkunç gemiler beliriyor. Ormanın fonunda kurulan gösterinin, dev bir kuleyi de içeren otantik malzemelerden yapılmış dekoru, sizi Orta Çağ’a götürürken, akrobatik hareketlerle ve özel efektlerle dolu bir savaş yaşanıyor. Bu heyecan verici gösterilerden sonra girdiğimiz “Le Monde Imaginaire de La Fontaine” (La Fontaine’in Hayali Dünyası), birçok hayvanın bulunduğu fantastik bahçesi ile adeta bir masal dünyasında olduğumuzu hissettirdi. Sürprizlerle dolu bu inanılmaz ormanda, vahşi bitkiler, zarif çiçekler, dereler ve kıvrımlı ağaçlar arasında, muhteşem özel efektlerle zenginleştirilmiş zamansız fabllar hayata geçiriliyor. Puy du Fou için nesli tükenmekte olan türleri korumak hayati önem taşıyor ve hayvan severler için çok sayıda koruma programına katılıyor. Parkta Poitou Eşeği, Bayeux Domuzu, Marabuns Tavuğu gibi eski türlere veya Sakallı Akbaba, Büyük Kondor, Ural Baykuşu gibi koruma altındaki türlere rastlayabilirsiniz. 2012 yılında Puy du Fou, turizm profesyonellerine çevresel girişimleri nedeniyle verilen Green Globe Sertifikası’nı alan ilk büyük Fransız bölgesi olmuş.

Puy du Fou’nun bağlı olduğu grup, iki dernekten, “La Cinéscénie” (Orijinal Puy du Fou gösterisini sunar) ve “Puy du Fou Stratégie” (Gösterilerin telif haklarını korur) ve bir anonim şirketten (SAS) oluşuyor. İki dernek, Puy du Fou’yu yöneten SAS’ın sahibi. Dernek tarafından elde edilen tüm kârlar, halka daha da olağanüstü ve özgün eserler sunmak amacıyla çeşitli projelere derhal yeniden yatırılmakta. Puy du Fou, herhangi bir bireye ait olmayan bağımsız bir park. Tamamıyla kendi kendini finanse eden özel bir girişim olup, kamu desteği almıyor ve hissedarı olmaması sebebiyle tam bağımsızlığını korumakta kararlı. Sanatın tüm biçimlerinde ustalaşmayı ve güzelliğe olan takdirlerini geliştirmeyi amaçlayan Puy du Fou Akademisi, her yıl yaklaşık 300 öğrenciyi ağırlıyor. Okul öncesinden liseye kadar uzanan bu akademik program, spor programlarından ilham alarak kendi sanat modelini geliştirmiş. Her yıl 2,8 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Puy du Fou, pastoral bir ortam sunmasının yanı sıra çok sayıda ziyaretçinin konaklamasına da imkân sağlıyor. Tarihi konseptlere sahip zamansız bir konaklama sunan şık otellerden tutun, kamp alanları, konukevleri ve pansiyonlara kadar farklı seçenekler için “Otel+Bilet” rezervasyonu yaptırabilirsiniz. Bu sayede, Puy du Fou girişine kolay erişimden, ücretsiz otoparktan ve rezervasyon yaptırmanız durumunda “La Cinéscénie” (Sinama Bilimi) gösterisine erişimden yararlanabilirsiniz. Bu ayrıca “Cité Nocturne” (Gece Şehri) misafirlerine özel ve yine rezervasyon gerektiren Kesif Atölyeleri’ne katılmanıza da olanak tanıyor. Biletinizle parkın tamamına erişiminiz var. Biletlerinizi parka gideceğiniz tarihten en az 72 saat önce “Puy du Fou” https://puydufou.com web sayfasından yaptırarak alırsanız, girişte almaktan kişi başı yaklaşık 12 € daha ucuza almış olursunuz. Ayrıca rezervasyon için önceden çevrimiçi parkın sayfasına bakarsanız, parkın açık olduğu günleri, akşamında “La Cinéscénie” gösterisinin yapıldığı günleri ve % 20 oranında indirim yapılan günleri de görebilir, biletlerinizi o tarihlere göre daha da indirimli alabilirsiniz. Sayfadan daha ucuza temin edebileceğiniz “Pass Émotion” denilen biletlerden almanız, gösteri alanına sıra beklemeden ayrı bir girişten geçmenizi sağlar. 2026 yılı için bu ayrıcalıklı biletler, çevrimiçi bilet alımında, günlük kişi başı 32 € ek ücrete tabi… Bu bilet 9 büyük gösteri için tribünlerde ayrılmış oturma yeri sağlıyor ve gösteri başlamadan 10 dakika öncesine kadar giriş imkânı sunuyor. Çok erken biten bu biletlerden bulamazsanız hiç üzülmeyen, çünkü girişlerdeki sıralar hızlı ilerliyor ve her şey gayet güzel organize edilmiş oluyor. Gitmeden önce telefonunuza “Puy du Fou” uygulamasını indirirseniz, parkın güzel bir planını, o günkü tüm gösterilerin zamanlarını, başlamakta olan gösterileri, gösterilere gidiş yollarını, restoranları ve daha birçok faydalı bilgiyi sunan bu uygulama, anlaşılması çok kolay bir rehberlik sağlıyor. Bunların yanı sıra, her gün sahnelenmeyen ve bir gece gösterisi olan “Les Noces de Feu” (Ateşin Düğünü) gösterisinin de sahnelendiği günler özellikle belirtilmiş. Gösterinin yapıldığı Puy du Fou’nun eski gölünde, Kemancı İlham Perisi ve Virtüöz Piyanist, romantik bir düğünle aşklarını kutluyorlar. “2020 Yılının En İyi Gösterisi” seçilen, eşsiz bir su ve ateş gösterisinin şiirselleştiği bu gösteride, fantastik bir düğüne tanık oluyoruz.

“Le Café de la Madelone”

Biletlerinizi alırken, uygulama size parkta yiyeceğiniz öğle ve akşam yemeklerinizin de rezervasyonunu yapma imkanını sunuyor. Öğlen için, park içinde yer alan ve bölgesel ürünler sunan çeşitli restoran seçenekleri olduğu gibi biraz ortam değişikliğine ihtiyaç duyarsanız, Otel La Villa Gallo Romaine içinde yer alan bir Akdeniz Restoranı da var. Akşam ise park içindeki restoranlara seçenek olarak beş tane otel restoranı ekleniyor. Biz öğle yemeğimizi yemek üzere, animasyonlu oluşu ilgimizi çektiği için “Le Relais de Poste” Restoranı tercih ettik. Chasseloup Köyü’nün kalbindeki restoranda, büyük masaların etrafına yerleşip, yerel lezzetlerle dolu çok keyifli bir yemek yedik. 18. Yüzyıl ezgilerini seslendiren şarkıcıların, dönemin kostümleri içinde, masaların etrafında canlandırdıkları performansları, çok şenlikli bir atmosfer oluşturdu. Akşam için tercihimiz “Le Café de la Madelone”da ise, 1914 yılında gerçekleşen La Madelan’un düğün resepsiyonuna davetliydik. Masamızın önünden düğün arabasının bile geçtiği sürprizlerle dolu gösteride, “Belle Époque” (Güzel Çağ) döneminden ilham alan mimari, titizlikle koreografisi yapılmış danslar ve dans eden garsonlardan oluşan ekip, konuklara muhteşem bir gece yaşattı.

Akşam saatlerinin karanlığı çökerken sahnelenen “La Cinéscénie” (Sinema Bilimi), dünyanın en büyük gece gösterisi olarak bir efsane haline gelmiş. Puy du Fou Kalesi’nin önündeki 23 hektarlık bir sahnede, 2500 oyuncu ve dansçının, gerçek olayları ve Fransız efsanelerini harmanlayan bir romantizmle, 7 yüzyıllık tarihi anlattığı gösteride 28000 kostüm kullanılıyor. Tarihi Orta Çağ’dan İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan Maupillier Ailesi’nin sembolik kaderinin merkez alındığı bu muazzam gösteride, aşırılıklar, güçlü duygular ve olağanüstü teknik araçlar, gösterinin her dakikasına damgasını vuruyor. 3D haritalama, otonom dronlar, ve piroteknik efektler kullanılan “La Cinéscénie”, teknoloji ve duygunun ön saflarında kalmak için sürekli olarak evrim geçirmiş. Son yıllarda getirilen yenilikler, “La Cinéscénie”yi yeni bir çağa taşıyarak bu anıtsal gösteriye nefes kesici yeni bir boyut kazandırmış. İlk kez 1978’de sahnelenen Cinéscénie, her yıl 360.000’den fazla izleyici tarafından büyük beğeniyle karşılanan tam bir gece rüyası. 13.000 kişilik devasa panoramik tribüne yerleştiğinizde, özel giriş bileti gerektiren bu 1,5 saatlik destansı gösterinin büyüsüne kapılmamak mümkün değil.

Car with happy family driving toward Puy du Fou park sign 2 km away

Le Puy du Fou, 85590 Les Epesses, Fransa https://www.puydufou.com/france/fr

Puy du Fou’nun resmi mobil uygulamaları hem iOS App Store’dan hem de Google Play’den ücretsiz olarak indirilebilir.

Günün sonunda Puy du Fou maceranız bittiğinde, adeta bir rüyadan uyanmış hissiyle ve unutulmaz anılarla parktan ayrılıyorsunuz. Ama bizim Batı Fransa gezimiz, yazımın ikinci bölümünde, bizi güzellikleriyle büyülemeye devam edecek olan, Fransa’nın az sayıdaki iyi korunmuş Orta Çağ kasabalarından biri olan Guérande ve Atlantik kıyısında yer alan bir sahil kasabası olan Le Croisic ile devam edecek. İkinci bölümde buluşmak üzere…