Lizbon

BAHARIN ERKEN GELDİĞİ KIYILAR VE YAKININDA DÜNYANIN EN TATLI FESTİVALİ OBİDOS ÇİKOLATA FESTİVALİ

Portekiz’in en büyük ve kalabalık şehri olan başkent Lizbon, Avrupa’nın da kışın en yumuşak yaşandığı başkenti olma özelliğine sahip. Eğer Mart, Nisan aylarında baharı özellikle Avrupa’da erken karşılamak ve ılık bahar güneşini bir an önce yüzünüzde hissetmek istiyorsanız Lizbon mükemmel bir şehir. Atlantik okyanusu ve okyanusa dökülen Tejo Nehri kıyısında uzanan şehir, renkli bir mimariye sahip tarihi yapıları, dar sokaklı eski mahalleleri ve geleneksel tatlarıyla Avrupa’nın en renkli başkentlerinden biri.

İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş Lizbon oldukça engebeli bir şehir. Bu yüzden de şehrin tarihinde hayatı kolaylaştırmak için asansör ve finikülerlere çok ihtiyaç duyulmuş. Santa Justa ve Carmo caddeleri arasındaki merdivenlerin bulunduğu yerde kurulmuş Santa Justa Asansörü aşağıda kalan Baixia’yı yukarıdaki Bairro Alto’ya bağlıyor. Neogotik tarzda yapılmış asansörün dış yapısı sanatsal bir demir işçiliğinden oluşan kemerlere sahip ve içinde hareket eden iki tane ahşap panelli kabin yer alıyor. Spiral bir merdivenle ulaşılan kulenin en tepesi, Rossio, Baixia, karşı tepedeki kale, nehir ve Carmo Kilisesi’nin harabelerini gözler önüne seriyor. Bu manzaraya ulaşmak için, günün bazı saatlerinde aşağıda uzun bir kuyrukta beklemek zorunda kalabilirsiniz. Asansörden indikten sonra şehrin ana meydanı olarak nitelendirilen Rossio’ya kısa bir yürüyüşle gidebilirsiniz. Carmo Caddesi’nden gideceğiniz için solunuzda dünyanın en seçkin eldiven üreticisi olarak bilinen Luvaria Ulisses eldiven dükkanını görüceksiniz. Küçük bir dükkan olması sizi şaşıtmasın, 1925’te kurulmuş ve Ulysses mitolojisinde olduğu gibi şehir için bir referans teşkil eden dükkanda, yüksek kalitede üretilmiş rengarenk eldivenlerin çeşitliliği daha da şaşırtıcı. Lizbon’un merkezinde bulunan Rossio, ya da ortasında heykeli bulunan  Pedro IV adıyla bilinen Meydan, her gün farklı yerlerden insanları dinlenmek ve canlı atmosferini yaşamak için kendisine çekiyor. Tarihte popüler kutlamalardan devrimlere, infazlara ve boğa güreşlerine kadar pek çok olaya tanık olmuş meydan, birçok kez yenilenmiş olsa da mistisizmini korumayı başarmış. Meydanda Ulusal Dona Maria II Tiyatrosu’nu karşınıza aldığınızda hemen sağındaki yoldan girerseniz küçük bir meydana çıkarsınız. Burada şehrin ünlü “Ginjinha” (Kiraz Likörü) içeceğini ilk ticarileştiren, aynı adlı Ginjinha dükkanını görürsünüz. Lizbonda içtiğimiz kiraz likörleri içinde burada ayaküstü içtiğimiz en güzeliydi diyebilirim. Eğer öğlen yemeği için hazırsanız ve tercihiniz deniz ürünleriyse, hemen önünüzde uzanan Portas de Santo Antao Caddesi, yanyana sıralanmış deniz ürünleri restoranlarıyla dolu. Ama deniz ürünleriyle ünlü şehirde en azından bir öğününüzü Cervejaria Ramiro’da yemelisiniz. 1956’da birahane olarak açılmış ama sonra restorana dönüştürülmüş, Portekiz klasiği kaya midyeleri, istridyeleri, dev karidesleri, istakoz ve yengeçleriyle çok meşhur bir mekan. Restorana yaklaştığınızda kapısının önünde bir kuyruk görürseniz hiç şaşırmayın. İki katlı restoran çok büyük olduğu için kuyruk çok çabuk ilerliyor ve beklediğinize pişman olmazsınız. Spesyalleri “Shrimp a la Aquillo” ve yanında Portekiz’in ünlü birası Sagres’le keyifli bir öğün yiyebilirsiniz.

Rossio Meydanı’nın diğer bir ucuna giderseniz buradan başlayan Augusta Caddesi sizi sonunda Comercio Meydanı’na çıkarır. Aslında trafiğe kapalı bir yürüyüş yolu olan Augusta, sağlı sollu mağazaları ve kafeleriyle, yürürken oldukça keyif alacağınız bir yol. Yolun sonunda Comercio Meydanı’na açılan muhteşem bir kapı gibi “Arco da Rua Augusta” (Augusta Zafer Takı) karşılıyor. Meydanın ortasında dikilen Kral Jose I heykelinin etrafı genellikle fotoğraf çektirmek isteyenler tarafından çevrelenmiş oluyor. Kardeşim Meltem’le gittiğimiz gezide, biz meydanın hemen önünde bekleyen rengarenk triportörlerden birine binip Alfamo sokakalarını geçerek, kaleye doğru eğlenceli bir tur yaptık. Meydanı geçip, Tejo nehrine doğru yürüdüğünüzde, nehrin içine doğru inen merdivenlerin sonunda, suyun içinde dikilen iki tane iskele sütununu görürsünüz. Uçuşan martıların adeta üzerine konmak için sırasını beklediği sütunların üzerindeki topların her ikisine de genellikle bir martı konmuş bulunuyor. Buraya gelişinizi akşam güneş batışına denk getirirseniz Tejo Nehri’nin üzerindeki kızıl gün batımı, bu sütunlarla eşsiz bir manzara oluşturuyor.

Yemekten önce şehrin ana alışveriş caddesi Garrett üzerindeki Brasileira Kafe’ye gidip, dışarıda yol kenarındaki masalardan birinde oturmanızı tavsiye ederim. Böylece bir sokak gösteri grubunun tam önünüzde sunacağı canlı Portekiz müziği eşliğindeki egzotik danslarını, bir fincan sert bir espresso olan Bica veya bir kadeh Ginjinha içerek izleyebilirsiniz. Ama öncesinde, benim gibi tarihi kitapçılar ve eski kitaplara meraklıysanız, kafenin iki dükkan yanındaki köşede yer alan Sa da Costa kitapçısına uğramalısınız. Tavana kadar eski kitaplarla dolu odacıklar barındıran kitapçıdan içeri adımınızı atar atmaz, büyüleyici atmosferi sizi alıp yüzyıllar öncesine götürüyor.

Akşam yemeği için gittiğimiz Tavares Restoran 1784’te kafe olarak açılmış ve bugün kuşkusuz Portekiz’in en eski ve ünlü restoranı. 20. Yüzyılın başında aynalar ve zarif altın varak işlemelerle dekore edilen restoran, elegant ortamıyla bir sarayda yemek yediğiniz hissini uyandırıyor. Baixa-Chiado semtinin kalbinde yer alan restoran, entellektüellerin, bohemlerin ve unutulmaz karakterlerin buluşma noktası olmuş. Ünlü şef Jose Avillez yönetimindeki restoran, en eksiksiz şarap listelerinden birine sahip. Şampanya sosunda pişirilmiş “Bacalhau” (Morina balığı) ile, sarımsak, ekmek ve yumurtanın ustaca birleştirilmesinden oluşan geleneksel çorbaları Alentejana, menünün önemli isimlerinden.

Şehrin yerli halkının “Lizbon’da gece hayatı, gece yarısından sonra başlar” dediklerinde kastettikleri yer Bairro Alto bölgesi. Ellerinde içkileriyle, birbirini kesen tüm sokakları dolduran neşeli insan sesleri, doğru yerde olduğunuzu gösteriyor. Eski bir binanın içinde yer alan Pensao Amor, önünde oluşan kuyrukla bölgenin en popüler barı olduğunu belli ediyor. Art Deco tarzında, kırmızı rengin hakim olduğu dekorasyonuyla ve tavandaki freskleriyle hem değişik hem de eğlenceli bir mekan. Özellikle şarap sevenler için “The Old Pharmacy Bar”, ünlü Porto şaraplarının da olduğu 200 çeşit seçme şaraptan oluşan bir mahzen sunuyor. Eski bir eczaneden bara dönüştürülmüş mekanda, cam dolaplarda bulunan yıllanmış şarap şişeleri zengin bir dekor oluşturuyor.

“Igreja do Carmo” (Carmo Kilisesi) 1755’teki Lizbon depreminin bir hatırlatıcısı olarak, gotik kilisenin arta kalan kemer iskeletlerinden ve sağlam kalan sunağın olduğu bölümden oluşuyor. Bu bölüm, içinde Carmo Arkeoloji Müzesi’ni barındırıyor. Ama Portekiz’in ulusal sanat koleksiyonunu görmek isterseniz “Museu Nacional de Arte Antiga” (Ulusal Antik Sanat Müzesi) gitmeniz gereken müze. Portekiz sanatının, ilk dönemlerden 19. Yüzyıl başlarına kadar olan sanatsal gelişmesi bu müzede sergileniyor. Lizbon’un bir diğer önemli müzesi de Museu Calouste Gulbenkian. 1869’da Üsküdar’da doğan Calouste Gulbenkian’ın mirası olarak, vakfı tarafından açılan müze, Avrupa’nın en iyi sanat koleksiyonlarından birine sahip.

Şehrin en güzel panoramic manzaralarından birini sunan Sao Pedro de Alcantara Tepesi’ne, Restauradores Meydanı’nın yakınından kalkan tarihi Gloria finiküleriyle çıkabilirsiniz. Karşıda Sao Jorge Kalesi ve kalenin bulunduğu tepenin etekleri boyunca yer alan binalar, şehrin en tipik mimari görünümünü oluşturuyor. Buradan Lizbon’un en güzel parklarından biri olan Botanik Bahçesi’ne geçebilirsiniz. Dünyanın birçok yerinden benzersiz ve nesli tükenmekte olan bitki türlerine ev sahipliği yapan parkta, en dikkat çekici olanlar palmiye ağaçları.

Öğlen yemeği için Tejo Nehri’nin kıyısına, Cais do Sodre tren garına doğru giderseniz, güzel Mercado da Ribeira (Nehir Market) binasını görürsünüz. İçinde meyve sebzeden, et, balık, çiçek ve yöresel ürünlere kadar pek çok şeyin satıldığı tarihi binanın bir de yemek katı bulunuyor. İstediğiniz her tür yiyecek ve içeceği bulabileceğiniz alanda, ortada yer alan masalara geçerek yemeğinizi yiyebilirsiniz. Burada çok güzel geleneksel Portekiz sandvici Prego ve Portekiz tapası Petiscos yapan yerler var.

Şehrin en yüksek tepesinde yer alan Sao Jorge Kalesi’ni yakından görmek ve içinde gezmek için Alfama’ya bir öğleden sonra gitmek doğru zamanlama olur. Çünkü Santa Luzia tepesinden akşam güneşi altında sarıya çalan renkteki eski Lizbon evlerini görebilir ve Portas do Sol Kafe’de, Alfama üzerinden Tejo Nehri’ne karşı içeceğinizi yudumlayabilirsiniz. Ama öncesinde Santa Cruz’un kale duvarları boyunca uzanan dar, taş döşemeli eski sokaklarına girmeyi unutmayın.

Ben yemeye, içmeye ve müziğe meraklı bir Boğa burcu insanı olarak, akşam bir Fado restoranına gitmek için sabırsızlanıyordum. Bir Portekiz halk müziği türü olan Fado, denizci olan sevgililerini, eşlerini denize uğurlayan kadınların, onların geri gelmemesi üzerine denize karşı yaktıkları ağıtlardan türemiştir. Bu sebeple Fado, derin acıların, özlemin ve aşkın ifade edildiği dokunaklı bir müzik türüdür. Meltem’in bulup rezervasyon yaptırdığı Adego Machado Restoran her zamanki gibi yapılacak en doğru tercihlerden biri çıktı. Sundukları güzel müziğin yanı sıra, yemeklerinin kalitesi, ortam ve hizmet, içeri girdiğimiz andan itibaren çok seçkin bir yer olduğunu gösteriyordu. Sahneye belli aralıklarla üç Fado solisti geldi ve onlar şarkılarını bitirene kadar her seferinde yemeğe ara verildi. Dolayısıyla tüm servisler müziğe ara verildiği zamanlarda yapıldı. Solistin bile şarkısının sonunda sessiz bir reveransla teşekkür ederek alkışlara karşılık verdiği Fado müziği, sessizlik ve saygı gerektiren bir müzik. 

Belem, Lizbon’un diğer bölgelerinden oldukça farklı bir bölgesi. Vasco da Gama, Ferdinand Macellan ve Prens Henry the Navigator gibi büyük isimleri çıkarmış Portekiz denizcilik tarihinin ruhu, bölgenin her yerinde hissediliyor. Jeronimos Manastırı şehrin önde gelen sembollerinden biri ve UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmış. İhtişamıyla keşifler döneminin zenginliğini yansıtan manastır, Manuelin mimarinin doruk noktası. Her sütun, halat burguları, deniz yaratıkları, mercanlar ve diğer deniz motiflerifleriyle denizlerdeki dünya keşiflerini anımsatacak şekilde oyulmuş. Yemekhane kısmına girişte Portekiz’in geleneksel çini dekorasyonuna sahip duvarlar var. Vasco da Gama’nın mezarı da bu manastırın içinde bulunuyor. Hindistan’a doğru yola çıkmadan önce kendisi ve mürettebatı, Portekiz’deki son gecelerini dua ederek bu manastırda geçirmişler. Manastırdan çıktığınızda nehir kıyısına doğru giderseniz, nehre doğru uzanmış Keşifler Anıtı’nı görürsünüz . Anıtın önündeki alanda, Portekizli kaşiflerin gittiği yolların gösterildiği bir dünya haritası ve bir pusuladan oluşan mozaik döşeme yer alıyor. Bu anıtın biraz ilerisinde, yine nehir kıyısında Belem Kulesi görünür. Belem Kulesi de Jeronimo Manastırı ile birlikte Dünya Miras Listesi’ne alınmış. 1514-1520 yılları arasında Tejo Nehri’nin girişini ve limanı korumak için yapılan kule, Portekiz’in büyüme döneminin sembolü haline gelmiş. Etrafında açık balkonlar, gözetleme kuleleri ve kalkanlar şeklinde değişik siperler var. Silah deposu ve hapishane olarak kullanılmış olan içi son derece sade. Fakat dışında yer alan kemerli revakları ve taştan oyulmuş halat süslemeleriyle çok görkemli bir kule. Meşhur Belem turtasını, 1837’den beri hizmet veren Pasteis de Belem’de yemenizi tavsiye ederim. Geleneksel yöntemlerle her gün elde hazırlanan turtanın kendilerine ait tarifini gizli tutuyorlar. Gittiğinizde pastanenin önünü kalabalık bulursanız içeri girmekte tereddüt etmeyin çünkü içerisi çok büyük ama isterseniz küçük kutularda yiyeceğiniz kadar Belem turtasını alıp çıkabilirsiniz.

Lizbon’a gidişinizi 10 Mart 2 Nisan tarihleri arasına denk getirirseniz, Lizbon’a  yaklaşık bir saat uzaklıktaki şirin kasaba Obidos’ta Çikolata Festivali var. Obidos, kale duvarları içindeki beyaz evleri, taş döşeli dar sokakları ve evlerden sarkan salkım salkım çiçekleriyle, sarmaşıklarıyla çok şirin bir kasaba. Bu Ortaçağ kasabasının sokakları, festival süresince kek ve tatlı vitrinlerine dönüşüyor. Çocuklar için çeşitli eğlence ve aktivitelerin yanı sıra yetişkinler de çikolatayı temel alan mutfak derslerine katılabilir. Festivalde çikolata yapan profesyonellerin katıldığı “Yılın Çikolatacısı” ve “Uluslararası Çikolata Tarifleri Yarışması” var. Çikolatadan yapılan heykeller hayret verici ve gerçek bir sanat eseri. Obidos’un meşhur kiraz likörünü çikolatadan yapılmış bir fincandan içebilir sonra da fincanınızı yiyebilirsiniz. Her yıl değişik bir temayla kutlanan Uluslararası Obidos Çikolata Festivali’nin geçen seneki teması suydu. Bu yıl 15.si kutlanacak olan festivalin teması ise müzik. Çikolata ve müzik, iki evrensel unsur olarak Obidos’ta buluşuyorlar. Eminim Obidos’tan damağınızda çikolata tadında anılarla ayrılacaksınız.