
YENİ YILIN İLK AYLARINDA KARLAR DİYARI LAPLAND
“Lapland” deyince aklımıza, Kuzey Avrupa’nın büyük ölçüde Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alan, Kuzey Norveç, İsveç, Finlandiya boyunca ve Rusya’nın Kola Yarımadası’na kadar uzanan bölgesi aklımıza gelmeli. Lapland, bozulmamış Arktik manzaraları ve karla kaplı ormanlık alanlarıyla büyüleyici bir yer. Bu kış harikalar diyarında, soğuk hava sadece, göz alabildiğine geniş, beyaz vahşi doğada çatırdayan buz kütlelerinin ve koşmaya başlamak için sabırsızlanarak ileri atılan, soluk soluğa kalmış kızak köpeklerinin havlamalarıyla kesiliyor. Yürüyüş botlarınızı giyip muhteşem taygalarda bir patika çizebilir, bir kadeh İsveç Glög’ü eşliğinde yerel halkla kaynaşıp, gerçek bir köpek kızağının veya kar motorunun heyecanını deneyimleyebilirsiniz. Lapland programını yaparken ilk yol ayrımı, “İsveç Laplandı mı?” yoksa “Finlandiya Laplandı mı?” diye ortaya çıkıyor. Finlandiya Laplandı, Noel Baba Köyü ile çocukların daha çok ilgisini çektiği için çocuklu ailelerin rağbet ettiği bölge ve dolayısıyla çocuklar için risk içermeyen aktiviteler içeriyor. Ama gece ormanda kuzey ışıklarının altında bir kar motosikleti sürmek, buz tutmuş bir gölü, kardan bir sis iki yanınızdan hızla akarken uçarcasına son sürat geçmek, ormanda bir kulübede ilkel yöntemlerle yaktığınız ateşin etrafında oturup o ateşte pişirdiğiniz yemeğinizi yemek ve ufukta hiçbir şeyin görünmediği bembeyaz tundrada uzun süreli Husky kızağı yapmak istiyorsanız, İsveç Laplandı’nı tercih etmelisiniz.


Biz kızımla iki yetişkin olarak bu seyahate çıktığımız için İsveç Laplandı’nı tercih ettik ve varış noktamız İsveç’te, Kuzey Kutup Dairesi’nin 145 km kuzeyinde, ormanlık bir alanda yer alan Kiruna’ydı. Çıkış noktamız Ankara olduğu için, Ankara-İstanbul, İstanbul-Frankfurt, Frankfurt-Stockholm ve Stockholm-Kiruna olmak üzere dört uçuşla Kiruna’ya vardık. Ailece, kalabalık bir grup halinde hareket etmeyi sevmediğimiz için Türkiye’den bir tur grubuna dahil olmadık ve Arktik bölgeye tamamen hakim, bölgenin çok iyi bilinen bir tur firması olan Nordic Visitor’dan kısmen rehberli bir paket satın aldık. “Aradaki fark nedir?” diye sorarsanız; bir kere bir grupla birlikte hareket etmek zorunda değildik, sadece aynı aktiviteleri seçen çok az sayıda kişiyle bir araya geldik ki bu da çok güzeldi. Farklı ülkelerden insanlarla aynı maceranın içinde yer almak, farklı bakış açılarımızı paylaşmak, farklı kültürlerden gelen insanların bölgeye olan yatkınlığını ya da tersini gözlemlemek çok hoşumuza gitti. Pakette sunulan aktivitelerin dışında kendi istediğimiz aktivitelere zaman bulduk, serbestçe gezebileceğimiz bolca vaktimiz vardı ve her zaman tercih ettiğimiz gibi, turistik değil lokal restoranlarda iyi yemek yiyebilme şansımız oldu. Çok aktif ve riskli aktiviteler olduğu için gruplarda hiç çocuk yoktu, aktif olduğumuz zamanlarda sessizliğini koruyan ama mola zamanlarında da çok içtenlikle sohbet eden, küçük ve güzel grupların içinde yer aldık. Hatta saf bozulmamış doğada yalnızlığın tadını çıkarırken bol bol fotoğraf çekme imkanı buldum ve sürekli arka planda konuşan insan sesleri olmaksızın, tabiatın sessizliğini yansıtan videolar çekebildim .

Tur Firması: Nordic Visitor https://www.nordicvisitor.com/
Paket Adı: Lapland Adventure-Aurora Sky Station (4 Gece-5 Gün) Kısmen Rehberli
Kiruna’da Görülecek Yerler: Kiruna Kilisesi, Nutti Sami Siida
Oteller: Spis Hotel and Hostel https://spillmer.se/en/hotels/spis-hotell-hostel/ Scandic Kiruna https://www.scandichotels.com/kiruna
Kiruna, yerli Sami halkıyla uzun bir tarihe sahip olması ve Sami kültürünün toplumda oldukça belirgin olması açısından Lapland’ın özellikle görmek istediğim bir yeriydi. Kiruna Havaalanı o kadar küçük bir havaalanı ki uçağımızın park ettiği yerden havaalanı binasına birkaç adımda yürüyerek ulaştık. Sabah otelde, Türkiye’de her zaman uyandığım saatte uyanıp, dışarısının gece yarısı saatleriymiş gibi zifiri karanlık olduğunu görmek, benim gibi gündüzleri fazla gürültülü bulan biri için güzel bir his yarattı. Saat 10 sularında kahvaltıdan odamıza dönerken, pencereden gördüğüm manzara adeta büyüleyiciydi. Kiruna Kilisesi’nin, arkasına turuncu şafağı almış çan kulesi, karla kaplı ağaçların arasından, bir masal şatosunun kulesi gibi yükseliyordu. Kiruna, insanlara odaklanan özgün, otantik ve küçük ölçekli turizm sunan bir destinasyon. İsveç, Sami ve Tornedalian kültürüyle birlikte Kiruna, benzersiz ve çok ilgi çekici. Tornedaliler, Finlandiya sınırına yakın, İsveç’in kuzeyindeki Torne Nehri vadisinden geliyorlar ve nehrin iki ülke arasında sınır olmasından önce, 1800’lü yıllarda buraya yerleşen Finlerin torunları. Fince’ye çok benzer olan “Meankieli” dilini kullanıyorlar ve İsveç devleti 2000 yılında Tornedalileri Samiler gibi resmen ulusal azınlık olarak tanıdı. Kiruna, İsveç’in en yüksek dağı Kebnekaise’ye ve dünyanın en büyük yer altı demir cevheri madenine ev sahipliği yapıyor. İzlediğim bir belgesele konu olan ve çok ilgimi çeken, Kiruna’nın bir şehir olarak komple taşınması da bu demir cevheri madeninden kaynaklanıyor. Dünyanın en radikal yer değiştirme projesi olarak kabul edilen Kiruna Projesi, eski şehri üç kilometre doğudaki yeni bir yere taşıma projesi. Teknik açıdan oldukça zorlu ve masraflı olan proje, yerel demir cevheri madenindeki çökmenin kasabayı yutma tehlikesi oluşturması nedeniyle gerçekleştirilmiş. İsveç’in en büyük ve en güzel ahşap yapılarından biri olan Kiruna Kilisesi de 2025 yılı içinde taşınacağı için günümüzde kapalı. Aslında geniş bir taban ve sivrilen bir tepe ile bir Sami kulübesi şeklinde olan kilisenin, 2026 yılında yeni yerinde ziyarete açılması planlanıyor. Kiliseye ışığın sadece yukarıdan gelmesinin sebebi, alt pencereler renkli camlardan yapılmışken üstteki pencerelerin saydam camlardan yapılmış olması. Beni en çok çeken tarafı, “Gezgin insanların sığınağı” olarak adlandırılması olsa da kilisenin bir özelliği de şehrin tüm nüfusu için bir buluşma yeri olması için inşa edilmiş olması. Bu sebeple herkesin bağlılık hissedebileceği bir kilise öngörülmüş ve doğrudan Hristiyan sembollerinden kaçınılmış. Tüm binada göreceğiniz yalnızca bir haç bulunmasının sebebi de budur.



Kiruna’da olduğumuz süre içinde yakınındaki Nutti Sami Siida’ya gitmeliydik. Jukkasjarvi’de bulunan Nutti Sami Siida, Sami kültürüne dayalı doğal ve kültürel deneyimler sunan, ren geyiklerini yakından görebileceğiniz, sevebileceğiniz ve besleyebileceğiniz bir açık hava müzesi. Burada yaşayan ren geyiklerine, ziyaretçilere kese kağıtları içinde sunulan, çok sevdikleri yosunlardan alıp yedirmek ve onlara bu kadar yakın olmak çok keyifli bir deneyim. Daha elimizde o kese kağıtlarını görür görmez bize doğru ilerlediler. Rüyada gibi hissettiren bu anları fotoğraflamak için eldivenlerimi çıkardığımda, ellerimi hissetmediğim
anın gelmesi sadece birkaç saniye sürüyordu. Yine de böyle böyle, beni oldukça memnun eden birkaç fotoğraf çekebildim. Burada bir Sami çadırı gibi döşenmiş Ovttas Restoran’da, ortada çıtırdayan ateşin yanında, geleneksel tariflere dayanan bir öğle yemeği yiyebilir ya da bir fincan sıcak fika içebilirsiniz. İsveçliler “Fika” dediklerinde genellikle kahve molasını kastediyorlar ama yerini çay gibi ve tercihen sıcak farklı bir içecek de alabilir. Tarçınlı İsveç çörekleri ise tartışmasız en popüler fika eşlikçisi. Ayrıca, bölgeden el yapımı hediyelik eşyaların ve anı olarak yanınızda götürmek isteyebileceğiniz türden ürünlerin satıldığı bir de dükkan var.
Kiruna’da Yapılacaklar: Kar motoru sürüşü, Husky kızağı sürüşü
Restoranlar: Pub Eden, Stejk Street Food, Spill saluhall & eatery

Alışveriş: Kiruna C Alışveriş Merkezi



Akşam saatlerinde, bizim için hazırlanmış heyecan dolu bir kar motoru sürüşü yapmak üzere motorlarımızı almaya gittik. Gece karanlığında Lapland vahşi doğasında bir kar motorunun üzerinde, özellikle buz tutmuş bir gölün üzerinde yüzüme çarpan karlı sisten burnumun ucunu bile göremiyorken, son sürat gitmek adrenalinime tavan yaptırdı. Göğe uzanan karlı köknarların arasındaki dar patikalardan buzlu ovalara çıktığımız zaman sırt üstü yatıp kuzey ışıklarının büyüleyici dansını izledik. Bize verilen soğuktan koruyucu özel giysileri giymemize rağmen soğuğu hissetmeye başladığımızda, karşımıza çıkan dağ kulübesi bizi çok mutlu etti. İçine girdiğimizde, çakmak taşı ile doğal yoldan sabırla yakılan ateşe şahit olduk. Ardından, Sami tarzı kulübede, ortada yanan bu ateşin üzerinde pişirilmek üzere yanımızda getirdiğimiz erzakla çok lezzetli bir yemek pişirildi. Bu hafif ve rustik akşam yemeğinin üzerine, adını bile “İsveç Kirazı” olarak almış, nefis bir “Lingonberry” Turtası yedik. Son olarak ateşin etrafında kahvelerimizi içerken liderimiz, farklı ülkelerden gelen katılımcılar arasında, kuzey ışıklarının nasıl oluştuğuna dair küçük bir bilgi yarışması yaptığında, kızım Deniz ve ben Türkiye adına kendi dönemlerimize ait, gurur verici bir milli eğitim başarısı ortaya koyduk. Bu arada İngiltere, Fransa ve Yunanistan’dan gelen katılımcılar da oldukça iyi bir temel eğitim almışlar ki bu da beni şaşırtmadı.



Bu karlar diyarında bir zamanlar ulaşımı sağlamak için kullanılan köpek kızakları, bugün her ne kadar bölgeye gelenlerin en çok ilgisini çeken etkinlik olsa da kırsal bölgelerde hala ulaşım amaçlı da kullanılıyor. Bir hayvan sever olarak köpeklerin oldukça zorlu şartlarda ve uzun süreli kızak yarışlarında kullanılmasına karşı olsam da köpeklerin koşmaktan mutlu oldukları mesafelerle sınırlı olan bir köpek kızağı macerası yaşamak oldukça heyecan vericiydi. Mola verdiğimiz anlarda, köpeklerin koşmaya başlamak için adeta kendilerini koşumlardan koparmak istercesine, havlayarak arka ayaklarının üzerinde ileriye atıldıklarına şahit olduk. Ne zamanki kızaklar harekete geçiyor, o zaman tüm köpekler sessizliğe bürünüp, koşmadıkları her dakika bekledikleri bu anı yaşamak üzere dolu dizin, o bembeyaz tabiatta uçarcasına koşuyorlar. Bu köpek kızağı yarışmalarının en ünlüsü Alaska’da 1973’ten beri koşulan “Iditarod Trail Sled Dog Race” (Iditarod Yolu Kızak Köpeği Yarışı). Anchorage’dan başlayıp Nome’da biten yarışın mesafesi yaklaşık 1500 km. “Iditarod” adı, Alaska’daki Athabascan halkının, Dex Xinag ve Holikachuk dillerinden gelen “Uzak” veya “Uzak yer” anlamındaymış. Bu sadece yarışın yapıldığı parkurun adı değil, bölgedeki eski bir kasabanın ve bir nehrin de adıdır. Yarışın tarihi, 1925’te hayati önem taşıyan difteri anti serumunun kızak köpekleriyle Nome’a taşınmasını sağlayan bir dizi organizasyona dayanıyor. Nome’da patlak veren difteri salgını, özellikle çocuklar arasında birçok can kaybına neden olmaya başlar. Ancak şehrin tedavi için gereken antitoksin tedariki sınırlıdır ve en yakın stok Nome’a 1700 km uzaklıktaki Anchorage şehrindedir. Anchorage’dan yola çıkan tren, kötü hava koşulları nedeniyle Nome’a 1000 km uzaklıktaki Nenana’da kalır. Teslimatın aciliyeti göz önüne alındığında, İnuit Halkı’nın karlı bölgelerde kullandığı ve kullanılabilir tek ulaşım aracı olan köpek kızaklarının kullanılmasına karar verilir. 20 Husky takımından oluşan bir bayrak yarışında takımlar iki şehir arasında, ortalama -40 derece havada, tipi hakim olan karla kaplı yollarda, yaklaşık 1000 km yolu kat edecektir. Antitoksin şişeleri sadece beş gün içinde Nome’a ulaştırılır ve yerel halkın hayatı kurtarılır. Seferin başarısı kızak köpekleri ve kızakçıları sayesinde olur. Bunlardan biri de o zamanlar Alaska’nın en iyi kızakçısı olarak kabul edilen Leonhard Seppala’dır. Seppala, takımındaki en hızlı köpek olan Sibirya Huskysi Togo sayesinde, diğer takımların koştuğu mesafenin neredeyse üç katı olan 147 kilometreyi tek başına tamamlar. Peki ya filmlere konu olan dünyanın en ünlü Husky’si Balto? Balto, Leonhard Seppala’nın diğer huskylerinden biriydi ve kızakçısının gözünde Togo kadar itibar görmüyordu. Seppala’ya göre Balto, sadece kısa kızak rotalarında kızaklamak için uygundu. Ancak şans eseri, yolculuğun son ayağı olan 85 km uzaklıktaki Nome’a, kızakçı Gunnar Kaasen liderliğindeki takımda giren Balto olur. Balto’nun bronz bir heykeli New York, Central Park’ta bulunuyor. Bugün, “1925 Serum Koşusu” olarak anılan bu koşu, dünyanın en büyük ve en ünlü kızak köpeği yarışı olan “Iditarod” tarafından kısmen kopyalanıyor.



Karayoluyla Kiruna’dan Abisko’ya geçmek bile bizim için başlı başına bir Lapland keyfi oldu. Göz alabildiğine uzanan bembeyaz manzaranın içinde ilerlerken gördüğümüz karla kaplı dağların, ulu ağaçların, patikaların bir araya gelerek oluşturduğu pitoresk görüntüyü hayranlıkla ve sessizce izledik. Abisko Ulusal Parkı, Kuzey İskandinavya’nın karakteristik doğal taraflarını ortaya koyan buradaki bölgesini korumak için yapılmış. Böylece çevre dostu turizm fırsatları da sunan bu güzel bölge güvence altına alınmış. Park, Tornetrask Gölü’nden başlayarak Kuzey Kutup Dairesi’nin 195 km içine kadar uzanıyor. Abisko Kasabası göl boyunca yer alıyor ve milli parkın adını taşıyor. Muhteşem manzaralar sunan ormanın içinde, bazen gökyüzünün mavisine bulanıp, beyazdan maviye dönen buz tutmuş göl, uzakta karla kaplı sıra dağlarla bitiyor, bazen de köpük köpük akarken birden donmuş gibi görünen şelaleler şaşkınlık yaratıyor. Yürüyüş yolumuz bazen kıvrılarak giden donmuş bir nehrin yanı sıra uzanırken, bazen de masalsı bir tahta köprü bizi nehrin karşısına taşıyor. Sadece beyaz ve grimsi kahverengi kuru dallardan oluşan tabiat ile çevrili olduğumuz anlarda ise, kendimizi siyah beyaz bir fotoğrafın içinde gibi hissettik. Donmuş göl kenarında çektiğim fotoğrafların sadeliğine rağmen bende yarattığı etki muhteşemdi. Dönüş yolumuzun sonunda, Abisko Turiststation Tren İstasyonu’nun arkasında bulunan Sami Kampı’na uğradık. Yön işaretleri ile gösterilen yol takip edildiğinde, yaklaşık 300 metre sonra kampa ulaşılıyor. İlkbahar ve sonbahar kampının özelliklerini sergileyen kampta, Sami ahşap kulübelerinin yanı sıra depolama ve kurutma için kullanılan yapılar da var.
Abisko’da Yapılacaklar: Aurora Sky Station’da kuzey ışıklarını izlemek, Abisko Ulusal Park’ında yürüyüş
Görülecek Yerler: Tornetrask Gölü, “Ice Hotel” (Buz Otel), Sami Kampı
Oteller: STF Abisko Turiststation https://www.swenskaturistforeningen.se Abisko Mountain Lodge https://boka.abiskomountainlodge.se
Restoranlar: Brasserie Fjallköket, Kungsleden Restaurant




Akşam kuzey ışıklarını izlemek üzere, Nuolja Dağı’nın tepesinde olan Aurora Sky Station’a (Gözlem İstasyonu) bizi çıkaracak olan telesiyej istasyonuna doğru yola çıktık. Otelimizden yürüyüş mesafesinde olan telesiyej istasyonuna vardığımızda, üzerimizde daha önce Nordic Visitor tarafından verilmiş soğuktan koruyucu özel tulumlar ve botlar olmasına rağmen, bize ekstra koruyucu özelliği olan başka tulumlar verildi. Soğuk havada sessiz ve yavaşça, engin karanlık ormanın üzerinden süzülen telesiyej yolculuğu yaklaşık yarım saat sürdü. Aşağıda karanlıkta ışıldayan karlı ormandan ara ara gelen yabani hayvan sesleri, ihtişamlı ağaçların sivrilerek biten tepeleri ve her ne kadar olabilecek en koruyucu giysiler içinde olsak da yüzümüzde hissettiğimiz soğuk, tedirginlik ile büyülenmişlik arasında bir hisle, zihnimizde unutulmaz bir heyecan anı yarattı. Dünyada kuzey ışıklarının en güzel göründüğü birkaç yerden biri olan “Aurora Sky Station”, yerden 900 metre yükseklikte ve sadece kuzey ışıkları için değil, donmuş arktik manzaranın enginliğini görmek için de ideal bir yer. Gerçekten bölgeye geldiğimiz günden itibaren gördüğümüz tüm kuzey ışıklarından çok daha net ve güzel görünen kuzey ışıkları, adeta sesini duyamadığımız hafif bir müziğin ritmiyle hareket ederken, tam ihtişamını hayranlıkla izlediğimiz bir anda, bir şekilden daha da hayran bırakan başka bir şekle bürünüyordu. Sıcak bir ateş etrafında kahvelerimizi içtiğimiz istasyonda, bize Kuzey Işıkları (Aurora Borealis) ile ilgili çok güzel bir de görsel sunum yapıldı. Buna göre, güneşten akan yüklü parçacıklar dünya atmosferindeki yüksek moleküllerle çarpışıyor ve bu çarpışma moleküllerin parlamalarına yol açarak kuzey ışıklarını oluşturuyor. Kuzey ışıklarındaki renk çeşitliliği ise atmosferdeki elementlerin farklı renkte ışık yaymasından kaynaklanıyor. Eğer parçacıklar enerjilerini atmosferde 78% oranında bulunan oksijen atomlarına aktarırsa yeşil ve kırmızı, 21% oranında bulunan azot atomlarına aktarırsa mavi ışık oluşuyor.



Arktik macera için yapılacaklar listesinin başlarında gelen Jukkasjarvi’deki “Icehotel” (Buz Otel), ilk kez 1989’da Torne Nehri’nin kıyısındaki devasa buz bloklarından elle şekil verilerek yapılmış. Bundan sonra her kış tutkulu sanatçılar, bu sanat şaheserinin yeni bir yorumunu meydana getirmek için bir araya geliyor. Bahar geldiğinde otel erimeye bırakılıyor ve eriyen buzlar doğaya geri dönüyor. Otelde bir gece kalmak isteyenlerin seçenekleri, standart buz odalar ya da daha şık sanat süitleri. Dünyanın dört bir tarafından sanatçılar tarafından benzersiz buzdan heykellerle donatılmış eşsiz sanat süitlerinin birinden çıkıp diğerine girdiğimizde, hayranlığımız daha da arttı. İsveç’in bu simgesinin en yeni üyesi Icehotel 365’te, mevsim ne olursa olsun ziyaretçiler artık bu deneyimi yaşama şansına sahip. Otelin barına uğrayıp buzdan oyulmuş kadehlerde içtiğimiz içkiler de hiç tatmadığımız başka bir deneyim sundu. Damağımızda serin Arktik bir tatla İsveç Laplandı’ndan ayrılırken soğuğun anılarımızda bu kadar sıcak bir yer tutacağını bilemezdik. Oradan ayrılmak bir masal diyarından ayrılmak gibi olsa da hatırlamak ta o masal diyarına geri dönmek gibi…