Floransa

RÖNESANSIN BAŞYAPITI FLORANSA VE BİR DAHİNİN DOĞUMUNU MÜJDELEYEN GÜNLÜK

Gözlerinizi kapatıp sanatın en ihtişamlı yapıtlarının doğduğu ve estetiğin yaşamın temel yapı taşı olduğu bir şehre zamanda yolculuk yapmak isteseniz, sanırım gözlerinizi rönesansın doğduğu Floransa’da açardınız. Tüm yapıları, heykelleri ve meydanlarıyla zamana direnmekten çok zamanı kendi tarafına alıp onunla birlikte gittikçe daha da ihtişam kazanma müstesnalığını göstermiş olan şehir, kaldırım taşlarından sokak lambalarına kadar kendisine el değdirmemiş bir azize gibi. Hangi yöne baksanız muhteşemliğiyle kendisine hayran bıraktıran mimarisi ve sanat eserleriyle, şehir adeta evrenin kendisine bahşettiği büyük sanatçıların ruhları tarafından da korumaya alınmış. Gerçekte tarihe, sanata ve sanatçıya verilen değerin nesilden nesile geçen öğretisi, Floransa’dan insanın gözünü alırcasına yansıyan medeniyet ışıltısının sebebini oluşturuyor.

Signoria Meydanı’nda 1500’lü yıllarda yapılmış tarihi bir binanın çatı katında konakladığım şehirde, güneşin meydanı aydınlatmaya başladığı ilk ışıklarıyla  meydana bakan terasa çıkıyorum. Elimde kahvemle yukarıdan baktığım boş meydan, tam bir sessizlik içinde, henüz insanların akınına uğramadan önceki son dakikalarının keyfini çıkarır gibi. Meydandaki Vecchio sarayı 1298-1314 yılları arasında inşa edilmiş ve Floransa’nın en eski resmi yapılarından biri. 14. Yüzyılda Floransa Cumhuriyeti Yürütme Konseyince kullanılan saray, daha sonra Medici ailesinin evi ve aynı zamanda grandüklerinin yönetim merkezi olmuş. İlk adı Palazzo della Signoria olan saraydan Medici ailesi yeni sarayları Piti’ye taşınınca, adı eski saray anlamına gelen Palazzo Vecchio olarak anılmaya başlamış. Vecchio Sarayı’nın kapısının iki yanında heykeltraş, ressam, mimar ve şair Michelangelo’nun meşhur Davut heykelinin kopyası var. Heykelin aslı ise Galleria dell’Accademia’da (Güzel Sanatlar Akademisi) bulunuyor. Kapının diğer yanında ise Heykeltraş Baccio Bandinelli’nin Herakles ile Cacus’u dikiliyor. Sarayın meydana bakan köşesinde Ammanati’nin 1565’te yaptığı Neptün Çeşmesi yer alıyor. Michelangelo, Ammanati’ye bu çeşme için “Ammanati, Ammanati che bel marmo che hai rovinato” (Ammanati, Ammanati yazık ettin güzelim mermer parçasını) dese de ortasındaki Neptün heykeliyle çok güzel bir çeşme. Giambologna tarafından yapılan Cosmo Di Medici’nin at üzerindeki heykeli de çeşmenin biraz ilerisinde. Giambologna da çeşme projesi için bir plan sunar ama eserin ihalesi önce Baccio Bandinelli’ye  verilir. Ama bu sanatkar eserin tasarımını hazırlayıp bunu inşa etmeye başlamakta iken bir iş kazası ile hayatını kaybeder ve çeşme Bartolomeo Ammanati tarafından yapılır. Uffizi Galerisi’ne bağlı Loggia Dei Lanzi, Medici ailesinin törenleri izlemeleri için yapılmış bir loca ama sergilenen heykelleriyle şimdi bir açık hava müzesini andırıyor. Loggia Dei Lanzi’de yer alan en etkileyici ve dikkat çekici heykellerden biri Benvenuto Cellini tarafından yapılan, Perseus’un Medusa’nın kesik başını havaya kaldırdığı heykel, diğeri ise Giambologna’nın Sabine Kadınlarının Kaçırılması heykelidir. Bu heykelin orjinali de Galleria dell’Accademia’da bulunuyor. Uffizi Galerisi (Galleria degli Uffizi), dünyadaki en eski ve en ünlü sanat müzelerinden biridir. İki katlı U şeklindeki müzede dünyaca ünlü tablolar sergilenir. Boticelli’nin Venüs’ün Doğuşu, Caravaggio’nun Medusa’sı ve  Bacchus’u, Tiziano’nun Urbino Venüs’ü burada sergilenmektedir. “Uffizi”, İtalyanca “ofisler” demektir. Müzenin bu adı, eskiden burasının Medici ailesi zamanında, şehrin yönetim merkezine bir köprüyle bağlı olan ofislerinden kaynaklanmaktadır ve Medici ailesinin sanat koleksiyonu da burada yer alır.

İtalyan Rönesansını etkileyen Medici ailesi 14. ve 17. Yüzyıllar arasında Floransa’da yaşamış güçlü ve etkin bir ailedir. Usta taktikleri ve entrikalarıyla sıradan bir aile konumundan İtalya’da zengin ve güçlü bir aile konumuna gelmiştir. Bankacılıkla güç kazanan Mediciler önce Floransa’da, sonra da İtalya ve Avrupa’da politik güce kavuşurlar. Aile üç papa, çok sayıda Floransa hükümdarı ve daha sonra Fransa kraliyet mensupları yetiştirmiştir. Medici isminin kökeni kesin olarak bilinmese de tıp kökenli olduğu sanılmaktadır. Günümüz İtalya’sında Medicilerden hayatta kimsenin kalmadığı bilinmektedir. Bunun sebebi, üstün ten rengini korumak için gün ışığına çıkarılmayan çocuklarının erken yaşlarda raşitizme yakalanıp hayatlarını kaybetmeleridir. Medici ailesi halkın arasına karışmadan, Arno Nehri’nin üzerinden Pitti Sarayı ve Vecchio Sarayı arasında gidip gelebilmek için “Kral Yolu” diye anılan Vasari Koridoru’nu kullanmış. 1. Cosimo’nun 1565 yılında Giorgio Vasari’ye yaptırdığı koridorun geçeceği tüm evler aile tarafından satın alınmış. Vecchio Köprüsü’nün (Ponte Vecchio) üzerine yapılan kemerlerle desteklenen yoldan devam eden koridorun çıkışında bulunan Manelli Kulesi, yapımda Vasari’ye zorluk çıkarmış. Köprüyü savunmak için inşa edilen bu kulenin sahibi olan Manelli ailesi koridorun yapımı için kulenin yıkılmasına karşı çıkınca ,Vasari koridoru kulenin etrafından dolaştırmış. 

Galleria dell’Accademia, ya da kısaca Galleria, Michelangelo’nun sanat şaheseri  Davut heykeli ile özdeşleşmiştir. 5.17 metre yüksekliğindeki heykel Floransa’nın simgesi niteliğindedir ve neredeyse mükemmel insan oranı betimlenmiştir. Heykel sol omuzu üzerinde tuttuğu sapan ve sağ avucu içerisindeki taşla, Golyat’a saldırmaya karar verdiği anı temsil etmektedir. İnsan ruhunun, bedenin derinliklerinde bulunduğuna olan genel inanç gibi Michelangelo’ya göre Davut, üzerinde çalıştığı mermer bloğun zaten içindedir ve onu ortaya çıkarmalıdır. Michelangelo 1501-1504 yılları arasında tamamladığı Davut heykeline başladığında 26 yaşındaydı. Bu süre boyunca, mermer bloğun yanına inşa ettiği bir barakada yaşayarak Rönesans’ın başyapıtı olan David’i yaratır.

Dante Alighieri’nin evini bulmak için girdiğim sokak aralarının çoğundan Floransa’nın silüetini belirleyen Floransa Katedrali (Cattedrale di Santa Maria del Fiore) görünüyor. Genel olarak geç gotik özelliklere sahip, renkli mermer cephe kaplamalarıyla ihtişamlı katedral, Rönesans kentlerinin en önemli belirteci olan benzer kubbelerin de ilk örneğine sahip. Çok uzaktan bile gözlerimi bu muazzam kubbeden ayıramazken, karşıma Floransa’nın en ünlü tarihi isimlerinden biri olan Dante’nin evi “Casa di Dante” çıkıyor. Evin girişinde, bu İtalyan ozan ve politikacının çeşitli dillerde tüm eserlerini bulmak mümkün. En bilinen eseri, ahirete yapılan bir yolculuğu tasvir ettiği İlahi Komedya (La Divina Commedia) dünya edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden biri kabul edildiği gibi, modern İtalyanca’nın da temelini oluşturur. Dante denince ilk akla gelen isim belki de sonsuz bir aşkla bağlandığı Beatrice’dir. Beatrice’in önce Floransa’lı bir şovalye ile evlenip iki sene sonra da çok genç yaşta ölmesi, Dante’nin onu ölümsüzleştirmesine, eserlerinde Beatrice’i ölümlü bir insan olarak değil, ölümsüz bir ilahe olarak canlandırmasına sebep olmuştur. Floransa’da bir sarayın ihtişamlı atmosferinde unutulmaz bir gastronomic deneyim için, 3 Michelin yıldızına sahip Enoteca Pinchiorri’ye gitmenizi tavsiye ederim. 1700’lü yılların başında yapılmış Palazzo Jacometti Ciofi (Ciofi-Jacometti Sarayı) içinde yer alan Enoteca Pinchiorri, 19. Yüzyıl Toscana’sının çağdaş tasarım unsurları, önemli tabloları ve eserleri ile harmanlanmış. Klasik ve özenle seçilmiş eşyalarla döşenmiş restoranın çiçek aranjmanlarını, vizyon sahibi ve azimli Giorgio Pinchiorri şahsen denetler. Konuklarıyla bol bol vakit geçirme ve yediğiniz her yemeği tüm incelikleriyle açıklama nezaketini gösteren profesyonel ekibi, zarif gümüş ve porselen yemek takımlarıyla müstesna bir restoran. Restoran ayrıca dünyanın en zengin ve ödüllü mahzenlerinden birine sahip.

Floransa sokaklarında gezerken tarihi dokunun her an aklıma getirdiği, bu şehrin yetiştirdiği büyük sanatçılar içinde biri, Rönesans döneminin İtalyan hazerfeni… Filozof, astronom, mimar, mühendis, mucit, matematikçi, anatomist, müzisyen, heykeltraş, botanist, jeolog, kartograf, yazar ve ressam… Evrende var olan her şeyin ardındaki sırrı çözmeye olan merakı, öğrenmeye ve keşfetmeye olan azmi ve bunlar için kendisine bahşedilmiş muhteşem kapasitesiyle bir dahi, Leonardo da Vinci… Güzel bir öğleden sonra gittiğim Pitti Sarayın’da onunla ilgili karşıma çıkacak bir sürpriz, beni onun en büyük eserlerinden daha çok etkiliyor ve şaşırtıyor. Medici ailesinin büyük bir hazine dairesi haline gelen sarayda, paha biçilmez koleksiyonun yanı sıra öyle birşeyle karşılaşıyorum ki uzun süre başından ayrılamıyorum. Bu Leonardo da Vinci’nin Büyükbabası Ser Antonio’ya ait bir günlük. Günlüğün bazı paragrafları kalın, bazıları ince uçlu dönemin divit kalemleriyle sağa yatık bir elyazısıyla yazılmış. Oldukça kalın olan günlük, havası alınmış cam bir muhafaza içinde sergileniyor. Ser Antonio’nun torunu Leonardo da Vinci’nin doğumunu müjdelediği sayfa, günlüğün soldaki açık sayfası ve yazılmış olan son sayfası. Günlüğün yanında, yazıldığı dil İtalyanca’dan İngilizce’ye yapılmış bir çevirisi var. Ser Antonio bu sayfaya şöyle yazmış: 15 Nisan 1452 gece 3’te torunum Leonardo doğdu. Oğlum Ser Piero’nun oğlu. Rahip Piero di Bartolomeo da Vinci tarafından vaftiz edildi. Vaftiz annesi Mona Lisa İnsanın sadece kan bağından duyduğu sevinçle ilk kez kucağına aldığı bebeğin, gelecekte tarihin muhteşem bir şahsiyetine dönüşmesi, kaderin bilinmezliğinin ne harika bir sürprizi. Günlükte belirtilen tarih Jülyen takvimine göre kaydedilmiş. Yani Floransa’daki gün batımının 18.40 gibi olduğu düşünülürse, üç saat sonrası 21.40’a denk gelmekte. Bu da modern saat hesaplamasına göre gün, saat 24.00’den sonra değiştiği için, hala 14 Nisan demektir. Modern takvime dönüşüm 10 gün ilave eder ve bu durumda Leonardo da Vinci’nin asıl doğum tarihi 24 Nisan’dır. Sanat tarihçisi Helen Gardner’e göre, ilgi alanlarının kapsamı ve derinliği, kaydedilmiş tarihte emsalsizdi, zihni ve kişiliği insanüstü gibi görünen gizemli ve uzak bir insandır. Marco Rosci, yaşamı ve kişiliği ile ilgili çok fazla spekülasyona karşın, dünya görüşünün gizemli olmaktan ziyade mantıksal olduğunu ve kullandığı ampirik yöntemlerin zamanında alışılmadık olduğunu belirtir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya geldiği için döneminde üniversite okuma hakkı olmayan Leonardo da Vinci’nin ulaşılmaz dehası, her dönemin anlaşılmaz bir ahlak anlayışına sahip sıradan insanlarına, ilahi adaletin kestiği cezası gibidir.